Ara

Dış Ticareti Artırmak ve Devamlılık Türkiye Örneği

TÜRKİYE’DE DIŞ TİCARET

Bir ulusun zenginliğinin ve refah düzeyinin asıl göstergesi ithalat ve ihracatın toplamından oluşan Dış Ticarettir. Dış ticaret veya uluslararası ticaret, ülkeler arasında yapılan mal ve hizmet alım satımının geneline verilen addır. Dış ticareti yapılan mal ve hizmet bir başka ülkeye doğrudan veya dolaylı olarak satıldığında İhracat, bir başka ülkeden bu şekilde alındığında ise İthalat işlemi gerçekleşmiş olur.

1980 VE SONRASI

Türkiye’nin dış ticareti bakıldığında 1980 yılı Türkiye için dış ticaret politikaları anlamında dönüm noktası olmuştur. Türkiye 1980 li yıllara kadar ithal ikamesi politika izleyip uygulanmıştır. Dünya da meydana gelene birinci ve ikinci petrol krizlerinden sonra dünya ekonomik konjonktüründeki olumsuzluklara paralel olarak Türkiye ekonomisinde de dış ödeme ve enflasyona sorunu meydana gelmiştir. Bu sorunların aşılması için 24 Ocak Kararları ile ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. 24 Ocak Kararlarında ekonomik istikrar programı ve bu istikrar programı ile birlikte Türkiye’de “İthal ikamesine Dayalı Sanayileşme stratejisi” bırakılarak “İhracata Dayalı Sanayileşme Stratejisi’ni benimsemiştir. 1980 öncesi Türkiye’de uygulanan İthal ikamesine Dayalı Sanayileşme stratejisi ile Türkiye’de dış ödeme ve enflasyon sorunu ortaya çıkmıştır. 1980 öncesi ekonomik sıkıntılar sonucunda ödemeler dengesi üzerinde oluşan baskıyı gidermek için bir süre daha ithal ikameci politikaya devam edilmiştir. Ödemeler dengesi üzerindeki baskıyı düşürmek için devam edilen ithal ikameci strateji bekleneni karşılayamayıp dışa bağımlılık sebebiyle ithalatta önemli oranda artış ihracatta ise umut edilen gelişme sağlanamamıştır.

1977-1980 yılları arasında ekonominin kritik bir hal alması üzerine önüne geçilemeyen dış ticaret açığı ve diğer ekonomik sorunlara çözüm bulmak için bir çok tedbir ve alınmaya çalışılmıştır. İthal ikameci stratejinin bir çözüm yolu olmadığı anlaşılırken uygulanan ekonomik politikasından ki hedefler, ihracatın artırılması, enflasyonun düşülmesi ve KİT’lerin açıklarının bütçe üzerindeki etkisini kaldırmak öncelikli hedefler arasına girmiştir. 1977-1980 yılları arasında alınan önlemler bu hedefleri gerçekleştirmeye imkân vermemiştir. 24 Ocak 1980 tarihinde alınan kararlar Türkiye ekonomisinde yeni bir sayfanın açılmasına neden olmuştur. Türkiye ekonomisinden yeni bir dönem başlamıştır.

24Ocak 1980 kararlarıyla birlikte;

*İhracata dayalı kalkınma modeli benimsenmiştir.

*Türkiye ekonomisi dışa daha açık hale gelmiştir.

*Serbest Piyasa kuralları tüm yönleriyle uygulamaya çalışılmıştır.

*Günlük döviz kuru uygulamasına geçilmiştir.

*Dış ticaret serbestleştirilmiştir.

*Yabancı sermaye teşvik edilmiştir.

*İthalat kademeli olarak düşürülmüştür.

*İhracatı teşvik için çeşitli önlemler alınmıştır.

Türkiye 24 Ocak 1980 kararlarıyla dışa daha açık ve rekabetçi bir yapı kazanmıştır.

TÜRKİYE’DE İHRACAT

1980 yılına kadar maksimum seviyeye ulaşan dış açık 24 Ocak 1980 den sonra 1983 ve 1984 yıllarında hafif sapmalar göstererek kademeli olarak düşüş kaydetmiştir.

Bu dönem zarfında ihracatın arttırılmasına yönelik olarak yürürlüğe konulan düzenlemelerin yanı sıra ihracatçılara; vergi iadesi, gelir vergisi istisnası, döviz tahsisi, gümrük muafiyetli ham madde ithalatı ve ihracat kredileri gibi bazı parasal ve mali teşvikler de sağlanmıştır. İhracatın kredi ve sigorta yolu ile desteklenmesi kapsamındaki mekanizmaların geliştirilebilmesi, Türk ihracatçılarının dış pazarlarda rekabet gücünün arttırılması ve Türkiye’nin ihracata yönelik stratejisinin desteklenmesi amacıyla 1987 yılında Türk EximBank kurularak faaliyete geçirilmiştir. Uygulanan İhracata Dayalı Sanayileşme Stratejisi sayesinde Türkiye’nin dış ticaret hacmi ve dış ticaret ödemeler dengesinde önemli değişiklikler meydana gelmiştir.

Uygulanan politikaların etkisiyle ülkemiz dış ticaret hacmi ve ürün kompozisyonunda önemli değişiklikler meydana gelmiştir. 1980 yılında 2,9 milyar $, 1985 yılında 8 milyar $ olan ihracatımız 1990 yılında 12,9 milyar $ seviyesine ulaşmıştır. Burada değinilecek bir başka nokta ise, 1980 öncesi ihracatımızdaki değişimlerin düzensiz olduğu halde; 1980-2000 yılları arasındaki değişimlerin düzenli olarak artış ya da azalış göstermiştir. Bunun sebebi; ihracatımızda geleneksel ürünlerin hâkim olduğu dönemde, ihracatımızdaki değişimler tarımsal ürün bolluğuna ya da azlığına, dolayısıyla bu ürünlerin talep elastikiyetleri yüksek olduğu için uluslararası piyasa fiyatlarına bağlı kalmıştır.

Ancak sanayi ürünlerinin toplam ihracatımız içindeki payının arttığı ve hâkimiyet kurduğu dönem olan 1980 sonrası ihracat artışı düzenli bir seyir takip etmiştir. Öyle ki, 1980-2000 yılları arasında ürün kompozisyonunda da önemli değişiklikler meydana gelerek ihracatımız içinde tarım ürünlerinin payı gerilemiş, sanayi mallarının payında ise çok önemli artışlar meydana gelmiştir.

1994 yılında TL’nin yüksek oranda değer kaybetmesi, Türkiye’nin uluslararası piyasalardaki rekabet gücünü olumlu yönde etkilemiş ve 1994–1995 yıllarında ihracat iyi bir performans göstererek %18 ve %19,5 oranında artış göstermiştir. Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri sonrasında döviz kuru ve faiz oranlarında görülen aşırı dalgalanmalar sonucunda, yatırım ve tüketim harcamalarında da önemli dalgalanmalar meydana gelmiş, iç talepte yaşanan gerileme ve satışların düşmesi ise reel sektörü olumsuz yönde etkilemiştir.İç piyasadaki daralma ve gerçekleştirilen devalüasyon sonucu ortaya çıkan göreli kur avantajı, ihracatımızın bir önceki yıla göre %12,4 artarak 31,3 milyar $’a yükselmesine neden olmuştur.

2002 yılı gerek dünya gerekse Türkiye ekonomisi ve ihracatında ciddi düzelmelerin ve artışların sağlandığı bir yıl olmuştur. 2002 yılında ihracatımız başarılı bir performansla bir önceki yıla göre %15,4 artarak 36 milyar $’a ulaşmıştır. İhracatımız 2003 yılında da büyümesini sürdürmüş ve %30,7 oranında artarak 47,3 milyar $’a ulaşmıştır. 2004 yılında ihracat bir önceki yıla göre %33,7 artarak 63,1 milyar $’a yükselmiştir.2005 yılına gelindiğinde ise ihracatımız bir önceki yıla göre %15 artarak 73,5 milyar $ seviyesine ulaşmıştır. 2006 yılında %16,4 artarak 63,167 milyar $,2007 yılında % 25,4 artarak 107,271 $ seviyelerine kadar yükseliş göstermiştir. 2008 yılında %23,1 düşerek 132,027 $, 2009 yılında %-22,6 düşerek 102,142 $, 2010 yılında %11,5 artarak 113,906 $, 2011 yılında %18,5 artarak 134,906 $, 2012 yılında %13 artarak 152,461 olarak değişmiştir.

TÜRKİYE’DE İTHALAT

1980 öncesinden kadar yürürlükte olan ithal ikamesine dayanan ve sadece yerli üretimin yetersiz kaldığı hallerde ithal ikameci dış ticaret politikası izlenmiştir. İthal ikameci politika ile Türkiye’de ağırı ithalat olarak; enerji ham maddesi, makine ve ulaşım araçları ve kimyasal ürünlerden oluşan bir ürün portföyü oluşmuştur. Bu mal ve hizmetlerin haricinde piyasa yabancı rekabete karşı korunarak yerli Pazar ve yerli sermaye korunmaya çalışılmıştır. Ancak, 1984 yılından itibaren uygulanmaya başlanan dışa açık ekonomi politikalarının en önemli unsurlarından biri olarak dış ticarette ithal ikâmeci politikalar yerini, rekabete açık ve ihracata dayalı sanayileşme stratejisine terk etmiştir. 80’li yılların ikinci yarısı ve 90’ların başında hızlanan ve halen de devam eden gümrük indirimleri, bürokratik işlemlerin azaltılması, şeffaflık, sadelik gibi bir dizi yapısal ve kurumsal yenilikle ithalat gerek mal bileşimi ve menşe çeşitliliği, gerekse değer ve hacim olarak giderek büyümüştür.

1996 yılı basında Türkiye-AB Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girmesi,

*1997 yılı Ağustos ayında başlayan Asya krizi,

*1998 yılı Temmuz ayında başlayan Rusya krizi,

*1999 yılı Ağustos ve Kasım aylarında meydana gelen depremler,

*2000 yılında uygulamaya konulan döviz kuruna dayalı istikrar programı,

*2000 yılı Kasım ve 2001 yılı şubat ayında meydana gelen krizler ve krizden çıkış için uygulanan yapısal dönüşüm programı,

*2003–2007 döneminde, Asya-Pasifik etkisinin belirginleşmesidir.

1980-1990 döneminde yatırım malları ve ara maddeler ithalatında bir artış, tüketim malları ithalatında da bir düşüş söz konusudur. Bu noktadan hareketle, Türkiye’nin dışa açıklığının arttığını ve bu artısın Türkiye’nin sanayileşmesine olumlu yönde etki ettiği söylenilebilir. Bu dönemde dış ticaret faktör donatımı teorisi çerçevesinde gelişme özelliğini terk etmiş ve endüstri içi ticaret seklinde gelişmeğe başlamıştır. ABD ve AET üyelerine aynı kalem malları ihraç etmeye ve bu ülkelerden aynı kalem mallar ithal edilmeye başlanmıştır.

Sonuç olarak, artan dışa açıklık ile birlikte dış denge ciddi bir şekilde bozulmağa yüz tutmuştur.

2006 yılına gelindiğinde tarım ürünlerinin toplam ihracattaki payı %27’e gerilemiştir. Sanayi ürünleri ihracatı %68’e yükselmiştir. Dolayısıyla geçmiş dönemlerle kıyaslandığında 2000 yılından sonra daha sermaye yoğun bir ihracat modeline geçilmiştir denilebilir.

1990-2006 döneminde yatırım malları ve ara madde ithalatı artmıştır. Dış ülkelerden ithal edilen tüketim malları tüketimi azalmıştır. Diğer bir değişle, dışa açıklık ekonomiyi olumlu yönde etkilemiştir. Bunun ardında, ekonomide sanayileşmenin artması, ithal malların muadillerinin iç piyasada üretilmesi ve işgücü yoğun üretime ek olarak daha sermaye yoğun üretime de geçilmesi bir etken olabilir. 1990 yılından sonra dış ticarette faktör donatımı teorisi prensibi ortadan kalkmıştır. Bu tarihten sonra, Türkiye hem aynı sektördeki ürünleri ihraç etmekte, hem de aynı ürünleri ithal etmiştir.

Özetle, 1990’lardan sonra Türkiye’nin sanayi ürünleri ihracatı artarken, ithalatı da özellikle hammadde ve ara madde sınıfında yükselmiş ve böylece dış açıklar ciddi boyutlara ulaşmıştır. Ancak, dış ticaret yapısı daha çok gelişmiş ülkelerin dış ticaret yapısına benzemeye başlamıştır. Ancak, ağır sanayi ve ileri teknoloji ürünlerinde dış bağımlılık devam etmiştir.


TÜRKİYE’DE DIŞ TİCARETİ ARTIRMAYA YÖNELİK HAREKETLER

Faktör donatımı teorisine göre hangi ülke hangi üretim faktörüne yoğun olarak sahip ise ve bu yoğun faktörler hangi sektörde kullanılıyorsa o ülke o sektördeki malların ihracında karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olacaktır. Şayet dünyadaki ülkeler karşılaştırmalı üstünlüğe sahip oldukları ürünleri ihraç eder ve diğer üretim faktörlerinin kullanıldığı ürünleri ithal eder ise dünya refahı artacaktır. Refah artısı iki ana şekilde meydana gelebilecektir. Birincisi üretim kazançlarıdır.

Üretimde kullanılan üretim faktöründe dış ticaretin serbestleşmesi ile birlikte faktör fiyatlarında artış meydana gelecektir. İkincisi ihracata konu sektörde daha fazla üretim meydana gelecektir. Böylece üretim sektöründe kazançlar artacaktır. Ayrıca üretim faktörlerinin gelirlerinde de bir artış meydana gelecektir. İkinci kazanç tüketim kazançlarıdır. Ülke sakinleri aynı ürünü ülke içinde üretilirken daha fazla maliyetle tüketmek yerine ithalat yolu ile aynı ürünü daha düşük fiyata satın alabileceklerdir. Böylece tüketicilerin refahı eskiye oranla daha fazla artmış olacaktır.

Diğer bir kazanç ise dış ticaret yolu ile ülke sakinlerinin daha fazla satın alma gücüne sahip olmasıdır. Böylece tüketim artacağından reel sektörde yatırımlar ivme kazanabilecektir.

Bu görüş 1800’lü yıllardan itibaren bilim adamları ve politika yapıcılar nezdinde yaygın olarak kabul görmüştür. Teori tek basına uluslararası ticareti açıklamaktan mahrumdur. Bununla birlikte dış ticaretin ülkelerin refahını artırdığı noktasında kabul görmüştür. Teoriye göre, gelişen dış ticarette gelişmekte olan ülkeler emek-yoğun gelişmiş olan ülkeler ise sermaye-yoğun ürünler ihraç edeceklerdir. Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olarak emek-yoğun ürünler ihraç etmesi gerekmektedir.

Başlıca politika önerileri şu şekilde gruplandırılabilir:

1) Özellikle imalat sektörüne olmak üzere daha fazla yabancı doğrudan yatırımın ülkeye gelmesini sağlayarak ülkenin uluslararası piyasalar ile bağlantılarının güçlendirilmesi.

2) Araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) faaliyetlerinde özel sektörün daha büyük rol almasının özendirilmesi gibi yollarla yenilikçiliğin teşvik edilmesi.

3) Mevcut işgücünün ve işgücüne yeni katılanların becerilerinin daha üst seviyeye çıkarılması ve dinamik KOBİ sektörünün potansiyelinin serbest bırakılabilmesi için özellikle uzun vadeli olmak üzere finansmana erişimin arttırılması.

Son olarak, birçok alanı kapsayan doğru politikaların oluşturulması halinde, ihracatın teşviki ve daha fazla ticaret entegrasyonu (örneğin hizmetler ticaretinde) tamamlayıcı bir rol oynayabilir.

DIŞ TİCARETİN SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMASI İÇİN

GEREKEN EYLEMLER

Son yıllarda az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler de dahil birçok ülke, daimi koordinasyon komitesi kurma yoluna gitmiştir. Daimi komitelerin bazıları dış ticaret sürecini tüm yönleriyle ele alırken, diğerleri belirli bir strateji veya programın uygulanmasını gözetmek, uluslararası anlaşma müzakerelerine katkı sağlamak gibi daha dar kapsamlı amaçlar için oluşturulmuştur.

Etkili bir daimi koordinasyon komitesinin kurulması ve sürdürülebilir olması için aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir:

1. Hükümet tarafından kararlı bir biçimde sürdürülmesi,

2. Başta koordinatör kurum olmak üzere ilgili tüm tarafların komiteyi desteklemesi,

3. Dış ticaretle ilgili tüm tarafları içermesi,

4. Dış ticaretin kolaylaştırılması konusunu tüm yönleri ve süreçleriyle birlikte ele alması.

5. Belirlenmiş bir iş tanımına göre faaliyet göstermesi,

6. Düzenli olarak toplanması,

7. Tavsiyelerinin ilgili kurumlarca mümkün olduğunca uygulanması,

8. Koordinasyon yapısının verimliliğinin düzenli olarak sorgulanması ve sorun yaşanan alanlara hızlı ve yerinde müdahale edilmesi.

Örneğin, 2014-2018 yıllarını kapsayan 10. Kalkınma Planında, “Lojistik ve Ulaştırma” başlığı altında liman kapasitelerinin ve yönetim kapasitelerinin güçlendirilmesi, limanların karayolu ve demiryolu bağlantılarının tamamlanması, gümrüklerin fiziki altyapısı ile işlemlerinin hızlandırılması amaçlanmaktadır. Ayrıca, Plan kapsamında kabul edilen 25 öncelikli dönüşüm programından biri de “Taşımacılıktan Lojistiğe Dönüşüm Programı”dır. Söz konusu Programın altında altı bileşen yer almaktadır.

1. Lojistikte Strateji ve Kurumsal Yapılanmanın Oluşturulması,

2. Şehirlerde Lojistik Altyapının İyileştirilmesi,

3. Gümrük İşlemlerinde Etkinliğin Sağlanması,

4. Büyük Altyapı Yatırımlarının Tamamlanması,

5. Sektörde Faaliyet Gösteren Firmaların Rekabet Güçlerinin Artırılması,

6. Yurtiçi Lojistik Yapılanmasının Yurtdışı Yapılanmalarla Desteklenmesi.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Ülkelerin dış ticaretlerini kolaylaştırmaya yönelik yürüttükleri çalışmalar son yıllarda büyük bir artış göstermiştir. Bu artışta, uluslararası örgüt ve kuruluşların yaptıkları çalışmalar ve başarılı ülke uygulamaları etkili olmuştur. Ancak, bazı ülkelerin dış ticaretlerini kolaylaştırmak için reform yaparken birtakım sorunlar yaşadıkları görülmüştür. Bu sorunlardan biri ilgili kamu kurumları arasında ve özel sektörle etkili bir koordinasyon sistemi kuramamaları veya kurdukları bu sistemi sürdürememeleridir.


Uzun yıllardır yapılan çalışmalar, etkili bir koordinasyonun daimi komiteler yoluyla sağlanabileceğini göstermiştir. Daimi komiteler, ilgili tarafları (ihracatçılar, ithalatçılar, aracılar ve kamu kurumları) düzenli olarak bir araya getiren yapılardır. Bu yapıların kurulabilmesi ve dış ticareti kolaylaştırmak adına başarılı olabilmesi için ise bazı gereklilikler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları; siyasi destek sağlanması, iyi belirlenmiş bir iş tanımının olması, dış ticaretin önündeki engellerin ele alınması, komitenin tüm tarafları düzenli olarak bir araya getirmesi, kamu ve özel sektörün komiteyi desteklemeleri, katılımın sürekli olması, odaklanmış teknik bir sekreteryanın olması, üyelerin ve başkanın konuyu bilen kişiler olmasıdır.


Son yıllarda dış ticaret hacmini önemli ölçüde artıran ülkemizde, bu artışı devam ettirebilmek için çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Yapılan bu çalışmalarda dış ticaretin kolaylaştırılmasına yönelik bir takım proje ve programlar da yer almaktadır. Ancak, düzenli olarak yayımlanan uluslararası endekslere göre, Türkiye’de ihracat ve ithalat yapma işlemlerinin maliyeti yüksektir. Bu durum ülkemizdeki firmaların uluslararası rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir.


Türkiye’de ihracatın daha hızlı ve istikrarlı bir şekilde artırılması için, uygulanan dış ticaret prosedürlerinden ve fiziki şartlardan kaynaklanan maliyetin ve gecikmelerin azaltılması gerekmektedir. Bunun için sürecin tüm yönleriyle analiz edilmesi ve kolaylaştırıcı tedbirlerin alınması faydalı olacaktır. Yapılacak bu çalışmalar düzenli çalışan, şeffaf, katılımcı ve sonuç odaklı bir koordinasyon yapısıyla mümkün olabilecektir. Danışma organı statüsünde olacak olan bu yapının başarılı olması için gereken bazı önemli hususlar şunlardır;


1. İlgili kamu kurumlarını ve özel sektör temsilcilerini düzenli olarak bir araya getirerek sürece dahil etmesi,

2. Dış ticaretin kolaylaştırılması alanında çalışan bir koordinasyon yapısı olması,

3. Dış ticaretin kolaylaştırılması konusunu tüm yönleriyle ele alması,

4. İyi tanımlanmış çalışma usul ve esaslarının olması,

5. Kamunun ve özel sektörün tam desteğini alması.

34 görüntüleme

Hayata ve yaşama dair, sağlık, dizi, film, anne, hamilelik, çocuk, bebek, yemek, ekonomi, bilim, teknoloji, spor, satranç, hayvanlar, kadın, erkek ve daha niceleri hakkında merak edilen tüm içerikler haayat'ta.
İlham ve Yaşam Kaynağınız | haayat

©2020 www.haayat.com

info.haayat@gmail.com

'temizyürek's